Çocuklarla Öğrenmek

Dil öğrenmede ellerin rolü

Küçük çocukların dili anlama yetileri konuşmaya başlamadan çok önce belirir. Bebekler 10-12 aylıkken ellerini ve parmaklarını kullanarak çevrelerinde gördüklerini işaret etmeye başlarlar. Başta her şeyi gösteriyor gibi görünseler de aslında daha sonra bu işaretlerin anlamaya çalıştıkları ya da istedikleri nesneleri gösterdiğini fark ederiz. Mesela, su istedikleri zaman suluğu, annenin yanına gelmesini istediğinde ise anneyi işaret ettiklerini görürüz. Tüm bu işaretler konuşmanın öncüsü olmaktadır. Chicago Üniversitesi’nden Prof. Susan Goldin-Meadow ve ekibinin yaptığı çalışmalar çocukların ilk kelimelerini söylemeye başlamadan ellerini kullandığını, daha sonra da bu işaretleri kelimelerle birleştirip iki kelimelik kısa anlatımlar kurduklarını göstermiştir. Örneğin, ilk başta babasını işaret parmağı ile gösteren bir çocuk daha sonra “baba” demeye başlar. Bir sonraki aşamada ise işaret ile babasının ayakkabısını gösterip, “baba” kelimesini söyler. Böylece aslında “babamın ayakkabısı” demeye çalışır.

Erken yaşta ortaya çıkan işaretlerin kullanımı çocukların ilk iletişim becerileri hakkında bize detaylı bilgi verir. Kısacası bebekler elleriyle iletişimi sözlü iletişimden önce kurarlar. Bundan dolayı Amerika gibi ülkelerde “bebek işaretleri” denilen bir çeşit işaret dilinin öğretilmesi popülerlik kazanmıştır (daha fazla bilgi için: http://www.babysignstoo.com/). Prof. Susan Goodwynn ve Prof. Linda Acredolo tarafından özellikle duyan ve gelişimsel olarak sağlıklı olan çocuklar için tasarlanan ve test edilen bu program ile bebeklere 5-6 aylıktan itibaren kendini anlatabilecekleri çeşitli işaretler öğretilmektedir. Örneğin uyumayı, yemek yemeyi, su içmeyi göstermek gibi. Böylece bebekler isteklerini ve ihtiyaçlarını konuşmaya başlamadan önce  ifade edebilirler. Yapılan araştırmaların çoğu bu işaretleri öğrenmenin çocukların sözel dil yeteneklerine katkısı olduğunu, bilişsel olumlu etkilerinin de uzun zaman sonra bile görüldüğünü göstermektedir. Tabii başka dillerde de detaylı araştırmalara gereksinim bulunmaktadır. Ancak farklı araştırmaların ortak sonucu çocukların elleriyle düşündüklerini erkenden yansıtabildiği ve bu “bebek işaretleri” gibi çeşitli öğrenme şekilleriyle desteklendiğinde, dil öğrenme açısından olumlu sonuçlara gidildiğidir.

Bebeklerin el hareketlerini ve neye işaret ettiklerini dikkatli inceleyip, onları anlamlandırmaya çalışmak,  işaret ettikleri nesneler, olaylar hakkında konuşmak, bebek-yetişkin arasında kurulan iletişimin en erken ve önemli kısmıdır. Buna ek olarak belli “bebek işaretlerini”  öğretmek, bebeklerin kendilerini ifade etmelerini erken zamana çekerek, yine bebek-yetişkin arasındaki iletişimin kalitesini arttırmayı sağlar. Bütün bunlardan dolayı bebeklerin elleriyle anlatmaya çalıştığına dikkat edip, onlarla kendi ellerimizi kullanarak iletişim kurmamızın hem dil gelişimine hem de diğer bilişsel gelişim süreçlerine katkısı bulunmaktadır.

Yorum bırakın »

Sesleri anlamak

Bebekler çok erken zamandan itibaren çeşitli sesler çıkarmaya başlarlar. İlk 4 ayda ünlü harfler ve k, g,b gibi sessiz harflerden oluşurken, sonraki aylarda ma, da, ba gibi iki harfli sesler çıkarmaya başlarlar. 10 aydan itibaren de yavaş yavaş hece tekrarlarına ve ilk yaş günü civarında da ilk kelimelerini söylemeye başlarlar. Biz büyüklerin hevesle beklediği konuşma sürecine de böylece ilk adımları atmış olurlar. Bence bu konudaki en önemli sorulardan biri, çocukların ilk sene içinde bu sesleri çıkarmaya başlamadan ne kadar anlayabildiği. Farklı sesleri ayırt edebiliyorlar mı? Peki farklı dili konuşacak olan çocuklar sadece kendi dillerindeki sesleri mi anlayabiliyorlar?

Bu sorular ilk kez 70li yılların başında sorulmaya başlamıştır. Bebeklerin bir çok farklı sesi, hatta kendi dillerine özgü olmayan akustik ses farklılıklarını bile ilk 6-7 ay içinde ayırt edebildikleri bulunmuştur. Örneğin, Japonca’da olmayan /r/ ve /l/ sesi ayrımını Japon bebekler ilk 7 ay içinde yapailmektedirler. Aynı şekilde British Colombia Üniversitesi’nden Janet Werker, Hintçe’de bulunan farklı /da/ sesindeki tonlamaların Amerikalı 6-8 aylık bebeklerin, Hintli bebeklerin ve Hintli yetişkinlerin ayırt edebildiğini göstermiştir. Ancak, Amerikalı yetişkinler bu farklı tonlamaları ayıramamaktadır. Bu araştırmalar bize çocukların ilk yıllarında evrensel bir şekilde farklı sesleri ayırt edebildiğini göstermektedir. Bu konudaki diğer bir güzel araştırma da sesleri ayırt etmenin kelime kullanımına etkisi üzerinedir. Washington Üniversitesi’nden Pat Kuhl ve arkadaşları, kendi anadillerindeki sesleri erken ayırt eden çocukların, 13, 16 ve 24 aya geldikleri zaman kelime anlama, kelime üretme ve cümle kalıpları anlamayı daha iyi yaptığını ortaya koymuştur.

Bütün bunlar gösteriyor ki, çocuklar dünyaya herhangi bir dili öğrenmeye açık şekilde gelirler. Daha sonra çevrelerinde konuşulan dilin seslerine odaklanıp diğer sesleri geri plana atarlar. Buna “kullan ya da kaybet” mekanizması da diyoruz. Aynı şekilde bebeklerin beyinlerindeki nöronlar da kullanıldıkları zaman aralarındaki iletişimi arttırır. Buna karşın, sesleri belli bir yaştan ayırt edememeleri örneğinde olduğu gibi beyindeki kimi bağlantılar da pekiştirilmez. Burada yazdığımız ana dili öğrenme sürecini iki dillilik için de tartışabiliriz. Bu da başka bir yazının konusu olsun!

Yorum bırakın »

Bebekler ve Taklit Etme

Dünyaya gözlerini yeni açan bir çocuğun bizlere hissettirdiği duygular çok yoğundur. O henüz kısa süreli açtığı gözleri, kokusu, yumuk yumuk elleri sürekli gülümsememizi sağlar. Ben de geçen hafta yeğenim Öykü’nün doğumuyla kendimi başka bir dünyaya girmiş gibi hissettim. Bize henüz hiçbir şey anlamıyormuş gibi görünse de, çalışmalar aslında birçok temel bilişsel kabiliyetlerin en basit şeklinin bebeklerde mevcut olduğu gösteriyor. Mesela, yeni doğan bebeklerin görüşleri bulanık olmasına rağmen insan yüzünü ayırt edebilirler. 1 aylık bir çocuğun insan yüzünü aşağıdaki resimdeki gibi gördüğü tahmin edilmektedir:

 1

Ayrıca yüzdeki duygusal değişimleri anlayıp, kısa süreli bakışları takip edebilirler. Bebeklerin doğumdan sonra birkaç saat içinde anne yüzünü ayırt edebildikleri bulunmuştur. Bunun dışında bir yüze alıştırılırlarsa (arka arkaya o yüzü görmek gibi) o yüzü de ayırt edebilirler.

Bana göre yeni doğan çocukların, büyüklere en ilginç gelen kabiliyetlerinden biri “taklit etme”dir. 1977 yılında psikologlar Andrew Meltzoff ve Keith Moore, 2-3 haftalık bebeklerin çeşitli yüz ve el hareketlerini taklit edebildiklerini bulmuşlardır. Örneğin, size doğru bakan bir bebeğe dil çıkardığınız zaman bebek de size karşılık verir. Ya da esneme veya dudak büzmesi gibi yüz mimiklerini de taklit edebilirler. Aşağıdaki resim 1977 yılındaki makaleden alınmıştır ve bir bebeğin farklı yüz mimiklerini nasıl taklit ettiğini göstermektedir:

2Kaynak: Meltzoff & Moore (1977). Science.

Bunu takip eden birçok çalışma, bebeklerin taklit etme yeteneklerinin çocukların öğrenmesine, özellikle sosyal gelişim ve dil gelişimlerine çok büyük katkısı olduğunu gösteriyor. Bu kadar erken yaşta taklit edebiliyor olması, bebeklerin dünyaya öğrenmeye programlı bir şekilde geldiklerini gösteriyor.

Eğer çevrenizde yeni doğmuş küçük bebek varsa, siz de bu tarz hareketleri karşısına geçip yapabilirsiniz. Yüzünüze dikkat ederek baktığı bir zamanda büyük ihtimal sizin yaptığınız hareketin benzerini yapmaya çalışacaktır!

Yorum bırakın »

Çocuklar ve Biz

Bebekler ilk doğdukları andan itibaren uzun süren bir öğrenme sürecinin içine girerler. Diğer canlılarla karşılaştırdığımızda insan yavrusunun dünyaya çok daha ilgiye ve bakıma muhtaç geldiğini görürüz. Fakat birçok bilimsel çalışma gösteriyor ki çocuklar dünyaya bizim tahminimizden çok daha fazla öğrenmeye programlanmış olarak geliyor. Örneğin, daha konuşmayı öğrenmeden bebekler doğumdan sonraki ilk aylardan itibaren sesleri, kelimeleri, olayları, yüzleri, çevrelerindeki insanları ayırt edebiliyor, objeleri takip edebiliyor ve en önemlisi çevreleriyle ufak ufak iletişime geçiyorlar. Kimi anne-babaya hiç bitmek bilmeyecek gibi gelen öğrenme süreci içinde dil gelişimi temel taşlardan birini oluşturuyor. Bir bebeğin ağzından çıkan ilk kelimeyi duymak birçoğumuza mucizevi bir olaya tanıklık etmişiz gibi mutluluk verir! Peki bir bebeği dil öğrenmeye hazırlayan bilişsel süreçler nedir? Büyükler dil öğrenmede bu kadar zorlanırken, çocuklar nasıl ana dillerini bu kadar kısa sürede öğrenir? Çocuklar genel olarak hangi aylarda ne öğreniyorlar? Çocukların dil gelişimi, düşünce ve kavramsal gelişimleri arasında ne tür bir ilişki vardır? Dil öğrenme sürecinde ne gibi toplumsal farklılıklar vardır? Anne-babalar bu süreci nasıl etkiler? Peki iki dili aynı anda öğrenen çocuklar?

İşte bu blogda ben bebeklerin dil öğrenme sürecini anlatmaya çalışacağım. Tabi dil öğrenmeyi çocukların diğer bilişsel ve sosyal gelişimlerinden ayrı düşünemeyeceğimiz için de yeri geldikçe başka gelişim süreçlerine de değineceğim. Dil öğrenme serüvenine bakarken biz de çocuklarla birlikte öğreneceğiz ve kimi zaman onların erken yaşlarda yapabildikleri eminim hepimizi çok şaşırtacak!

Baby's First Language

Yorum bırakın »